Kral Oidipus Tragedyası

                                                                            Gururdur tiranı doğuran,

                                                                                                 Gururdur akılsızca şişirilen, 

                                                                                              Zenginlikle, yükselir yukarılara, tepelere,

                                                                                                  Ama sonra kaçınılmazdır düşmesi bir uçuruma

Oyun İzlenimleri ve Çıkarımlar    

Kral Oidipus, Sophokles sanatının doruğunu oluşturmakla kalmamış, tragedya geleneğinin örnek metni olma özelliğini de kazanmıştır. Ancak Kral Oidipus, tragedyalar arasındaki yarışmada birincilik ödülüne layık olmasına rağmen başkahramanının sarsıntı aşamasına girmiş bir devlette yerleşik ahlaki değerlere yönelik duyguları altüst etmiş olmasının payı çok büyük olmuş olmalıdır. Buna rağmen yaklaşık yüz yıl sonra Aristoteles, kusursuz bir sahne oyununun nasıl yazılması gerektiğine örnek olarak Kral Oidipus tragedyasını gösterecektir.

Sophokles’in dramında Oidipus’un kaderinin son bölümü seyirciye gösterilir. Öteki önemli öyküler daha tragedyanın başında geride kalmış, bu kaderi hazırlayıp sahneden çekilmiş gibidirler. Oyun içinde yeri geldikçe, bu sonu hazırlamış olan geçmişin olayları adeta gün ışığına çıkar. Tragedyanın bu özelliğini tanımlamak amacıyla analitik tiyatro’dan söz etmek doğru olacaktır.

“Analitik tiyatro” anlatım tekniği, 19. yüzyılın ikinci yarısında Danimarka’da İbsen’in sıkça başvurduğu bir anlatım tarzı olarak adeta yeniden dirilişini yaşayacak, daha sonra da tiyatroda sıkça karşımıza çıkacaktır. İbsen’de geçmişin tayin edici önemdeki bir olayı, kahramanının iradesi ve isteği dışında, tesadüfen ortaya çıkıp kaderin yönünü değiştirir, Sophokles’te kahramanın kendisi adeta zorla çekip getirir olayları geçmişin içinden. Neredeyse unutulmuş olayların üzerindeki örtünün kaldırılması (a-letheia) oyunun enerjisini sağlayan eylemi oluşturur. “Analitik tiyatronun” bu tekniği, asıl 20. yüzyılın vazgeçilmez gösteri sanatı sinemanın flash back (geri dönüş) anlatımlarında olayların akışını çok düzlemli etkileyen bir uygulama olarak karşımıza çıkar.

Flash-back, geçmişteki bir olayı duruma göre zaman düzleminde yoğunlaştırıp kısaltır; atlamalarla, uzun bir süreyi, birkaç dakikaya, hatta saniyeye sıkıştırır. Kuşkusuz bunun tersi de mümkündür sinemada. Sophokles tragedyasına ve üç birlik kuralına (zaman, mekan ve olay) geri dönecek olursak, geçmişin bir olayını zaman düzleminde yoğunlaştırıp, kısa bir anlatıya sıkıştırmak, “analitik tiyatro” tekniğinin sağladığı imkânlarda kendiliğinden anlaşılır. Zaman-mekân-olay birliğini bozmadan, koca bir geçmiş “oyuna” yedirilir. Sophokles’in Oidipus’unda, asıl “şimdide”, yani sahnede yaşanan olayların gerçek süresi ile oyun süresi özdeştir.

Oidipus, oyunun daha ilk dörtte birlik bölümünün sonunda gerçeği fark edebilir, asıl “suçlunun” kendisi olduğunu anlayabilirdi; ancak onun gerçeği öğrenmesinin böylesine gecikmesinde psikolojik yönden bakıldığında hiç de zorlama olmayan bir insani direnci bulmak mümkündür; hakikat fazlasıyla çıplak ve aniden tepeden inince, insan bilinci onu itip durur. Oidipus’un yaşadıkları bir bakıma görünürdeki aldatıcı durumdan asıl öze (gerçeğe) doğru bir harekete de işaret eder; görünüşten öze, biçimden sahici içeriğe, varlığa doğru bir süreç izleriz.

Dikkatlice okunduğunda, Oidipus’un oyun içinde karşısına çıkan kişilerin, siyasal güçlerinin ve sosyal statülerinin oluşturduğu basamaklara bağlı olarak Kral Oidipus’un da kendine olan güveninin azaldığını gösterecektir.  Oidipus hayatı pahasına da olsa “bilmek” isteyen insandır; tıpkı “bilme” uğruna ruhunu şeytana satan Faust gibi, ya da modern homo technicus‘ tur o, yani bilim-teknik çağının insanı.

Oidipus tragedyasını okuyup metni bir yana koyduğumuzda sadece ilk çağın değil, klasik çağın tragedyalarında, hatta modern romanda örtük ya da doğrudan karşımıza çıkan “kader” anlayışı üzerinde düşünmeden edemiyoruz.

Sigmund Freud ve Odipal Karmaşa 

Sophokles’in bu ünlü tragedyası, 19. yüzyılın son çeyreğinde filizlenmeye başlayan psikanaliz öğretisinin en popüler “ilişki modellerinden” birine adını vermiştir. Biraz zorlayarak, Oidipus tragedyasının adının unutulmamasında, psikanalizin “Oidipus kompleksi” modelinin katkısı büyüktür,

Sigmund Freud, Oidipus kompleksi modeline, doğrudan bu tragedyayı seyrettikten sonra değil de, bir başka büyük tragedyayı, W. Shakespeare’in Hamlet’ini seyrettikten sonra şekil vermeye başlar. Babasını öldüren ve annesi ile evlenen amcasından intikam almaya kararlı genç Danimarka prensi Hamlet’in amcasını öldürmeyi en sona bırakmasını, Freud çok ilginç bir şekilde yorumlar:

Hamlet de annesi ile kendisi arasındaki bastırılmış, yasak (ensest) ilişkinin dolaylı etkisi altındadır. Psikanalizin bu kavrayışına göre, çocuğun gelişiminde kızların babalarına, erkeklerin annelerine cinsel ağırlıklı aşırı ilgi duyup onları sahiplenme isteği belirleyicidir. Bu nedenle kızlar anneyi, erkek çocukları babayı kendilerine rakip görürler.

Şahsin kanaatim, Hamlet‘te zorlama bir şekilde ortaya çıkan bu karmaşık ilişki biçimi, Odipus eserinde çok yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Örnek olarak oyunda syf.77’de, ”Annemle evleneceğim diye korkma, çünkü birçok insan bugüne kadar rüyalarında anneleriyle yattığını görmüştür” şeklinde geçen ifade bunu ortaya koymaktadır.

Tragedyaların Yapıları 

Tragedya aşağıdaki bölümlerden oluşur:

Prologos: Koronun orkestraya çıkışından önceki bölüm. İlk tragedyalarda bu bölüm yer almaz. (prolog, giriş- ödeyiş kısmı)

Parodos: Koronun orkestraya ilk girişi ve bu sırada söylediği şarkı. (Parodi kısmı)

Epeisodion: İki koro şarkısı arasındaki dramatik bölümler. Tragedya içindeki epeisodion’ların sayısı değişmekle beraber genelde üç epeisodion bulunurdu. Sonraları bu bir gelenek halini almıştır.

Stasimon: Koronun orkestrada yerini aldıktan sonra iki epeisodion arasında söylediği şarkılardır.

Eksodos: Tragedyanın son bölümü. Bu bölümden sonra artık koro şarkısı yer almaz. (exit, çıkış-sonlandırma kısmı)

Tragedyalarda bazı basit mekanik düzenekler de kullanılmış, mekhane adlı bir aygıttan tanrıları yukarıda tutmak veya sahneye indirmekte yararlanılmıştı (bazı oyunlarda çözüm bir tanrının bu makine aracılığıyla sahneye inmesi yoluyla gerçekleşiyordu. Buna deus ex machina adı verilirdi). Ekkyklema adı verilen bir platform yeni bir dekoru seyircilere göstermeye, bronteion adı verilen alet de gök gürültüsü sesi çıkarmaya yarardı.

Ah! Karanlığımın kara bulutu beni öyle bir sarmışsın ki anlatmakla olmaz. Kötü bir rüzgâr öyle bir sürükledi ki seni benim üstüme bir daha içinden çıkamadım. Yazık, yazık, çok yazık! Başıma gelen felaketlerin acısıyla gözlerime saplanan iğnelerinki aynı anda içime işledi.

Paylaş
Meçhul Muharrir Hakkında 17 Yazı
Edebiyata düşkün... Fantazya-Bilimkurgu ve Distopya Meraklısı... İyi Bir Okuyucu...

İlk yorum yapan siz olun.

Bir Cevap Yazın