Hukuk Ne Diyor? III – İş Kazası

Sosyal Güvenlik Hukuku dersi kapsamında edinmiş olduğum bilgiler ışığında yazdığım “iş kazası” konulu bu yazı için sayın hocam Prof. Dr. Kübra Doğan Yenisey’e teşekkürler.


6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’u (TBK) 417. maddesinde
“İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlığı altında iş kazasına dair düzenlemeler getirmektedir. Buna göre, “İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” Görüldüğü gibi işverenin işçiye karşı, işçinin ise işverene karşı borcu vardır. İşverene yüklenen borç, işçinin en önemli kişilik hakkı olan yaşam hakkı ve vücut sağlığına dairdir. Buna karşılık işçinin de alınan tedbirlere ve önlemlere uyma borcu vardır. Bu düzenleme, işverenin hukuki sorumluluğunu düzenlemektedir yani işverenin tazminat yükümlülüğüne dairdir.İş kazası meselesi düşünülecek olduğunda üç ayrı pencereden bakmak daha doğru olacaktır zira bu konu birbiri ile bağlantılı üç ayrı kanunda yer almaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenlik Kanunu iş kazası meselesine dair düzenlemeler içermektedir. Şimdi ise sırası ile bu kanunlardaki düzenlemelerin ne anlama geldikleri üzerine eğilmeliyiz.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun’u (bundan sonra “5510 sayılı Kanun” olarak belirtilecektir) 13. maddede ise birtakım haller sayılmış ve sayılan hallerden birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olay olarak tanımlanmıştır.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun’u madde 1/g’de ise iş kazası, işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hale getiren olay olarak tanımlanmıştır..

Bir eleştiri getirmek gerekirse Yargıtay’da sürekli olarak iş yoğunluğu oluşturan, yüksek miktarlarda tazminatlara hükmedilebilen, büyük bir ekonomik boyutu olan bu konunun üç ayrı kanunda düzenlenmesi ise tartışmaya açık bir konudur zira düzenlemelerin arka planında birbiri ile uyuşmayan yerleri de vardır.

BAHSEDİLEN KANUNLAR IŞIĞINDA İŞ KAZASI KAVRAMI

TBK m.417, SGK tarafından eksik karşılanmayan zararların veya SGK tarafından hiç karşılanmayan zararların işverenden tazmin edilebilmesi için hukuki dayanak oluşturmaktadır. Söz konusu zararlar, işverene tazminat davası açılarak giderilebilmektedir. Bilinmelidir ki bu anlamda iş kazası sayılabilmesi için işverenin kusuru gereklidir yani işverenin sorumluluğu, kusur sorumluluğudur. Bu da işverenin herhangi bir kusuru olmadığı veya illiyet bağının kesildiği durumlarda sorumluluğunun da olmayacağı anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra TBK m. 71 kapsamında tehlikeli iş sayılan bir hal söz konusu ise işverenin sorumluluğu, tehlike sorumluluğu olacaktır. O halde işverenin sorumluluğu için ikili bir ayrım yapılmalıdır. TBK m. 71 uyarınca tehlike arz eden bir işyeri varsa -ki bunlara inşaatlar, madenler en güzel örneklerdir- ve iş kazası meydana gelmişse işverenin sorumluluğu kusursuz sorumluluk olacaktır; buna karşılık tehlike arz eden bir işyeri yoksa –ki bunlara da ofisler, okullar örnek verilebilir- işverenin sorumluluğu kusur sorumluluğudur.

Eğer ki kazanın ortaya çıkmasında işverenin hiçbir kusuru yoksa yahut ortaya çıkan kaza yapılan işle alakalı değilse işverenin tazminat ödemesi gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Buradaki kusur kavramının içi ise 6331 s. Kanun ile doldurulmaktadır. Söz konusu kanunda birçok tedbir ve önlem düzenlenmektedir, bu önlemlerin alınması gerekmektedir ama sadece bu önlemlerin alınması ise yeterli olmayacaktır. Teknolojinin hızla gelişmesi, yeni tedbirlerin ortaya çıkması karşısında kanunun güncel kalamaması riskine karşın Yargıtay çok da yerinde olarak teknolojinin ve biliminin gerekliliği doğrultusunda her türlü tedbirin alınması gerektiğini ortaya koymuştur. O halde işverenin kusuru karşımıza, 6331 s. Kanun’da verilen tedbirlere uymamak ve teknolojik-bilimsel önlemleri dikkate almamak olarak karşımıza çıkabilir. Bunlar düşünüldüğünde ise işverenin kusuru olmaması söz konusu olamaz.

Tüm bunların yanında iş sağlığı güvenliği organizasyonu kurulmalı, işveren tarafından risk değerlendirilmesi yaptırılmalı, söz konusu önlemler ve tedbirler denetlenmeli, çalışana eğitim verilmelidir. O halde inşaatta çalışan bir işçiye baret vermek tek başına yeterli olmayacaktır. Baretin nasıl takılacağı gerekirse her gün işe başlamadan 5 dk. anlatılmalı, eğitim verilmelidir. Yine verilen baretin takılıp takılmadığı da denetlenmelidir zira sadece baretin verilmesi işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu da işverenlerce dikkat gösterilmeyen bir meseledir.

İş kazası meselesinin sosyal yönünün olduğu işveren tarafında birçok defa unutulmaktadır. Bizim toplumumuz biraz “bana bir şey olmaz” anlayışına sahip olduğu için inanılmaz kazalar meydana gelmektedir. Örneğin, tekstil işçisine çelik eldiven vermek işçinin onu kullanacağı anlamına gelmemektedir çünkü işçi herhangi bir sebepten dolayı onu kullanmak istemeyebilir ve gerçekte de çoğunlukla kullanmaz da. Gerekirse verilecek eğitimlerde bir kesik parmak gösterilmeli ve tedbirlere uymazsa başına neler gelebileceği somut olarak gösterilmelidir ki tedbirlere uyması sağlansın. Unutulmamalıdır ki iş sağlığı ve güvenliğinde mesele, zararın tazmini değil zararın ortaya çıkmasını engellemektir.

5510 s. Kanun’da ise iş kazası tanımı yapılmış ve beş halden bahsedilmiştir. Sayılan haller söz konusu ise çalışanın, işverenin sorumluluğu altında olup olmadığına hiç gerek yoktur. Örneğin çalışan emzirme odasına giderken ayağı takılıp yere düşmüşse bu kanun anlamında iş kazası söz konusu olacaktır ve SGK gereken yardımları yapacaktır. Bunun arka planında ise sosyal devlet ilkesi yatmaktadır. İş kazası kavramı daha geniş tutulmuş ve bu yolla da SGK’dan yardım alınması kolaylaştırılmıştır. Neredeyse her hal SGK’dan yardım almayı mümkün kıldığı için de bu kanun hakkında daha fazla yorum yapılmasına gerek yoktur.

Son olarak bir örnekle konun esasını özetlemekte fayda vardır. Öğle arasında bahçede top oynayan bir işçi sakatlanırsa bu TBK anlamında iş kazası olmayacak ve işverenin sorumluluğunu oluşturmayacaktır bu sebeple de karşılanmayan zararlarının tazmini istenemeyecek fakat 5510 s. Kanun anlamında bir iş kazası sayılacak ve SGK’dan gereken yardımları alabilecektir.

Not: Sormak istediğiniz soruları sitemizin “İletişim” kısmından iletebilirsiniz.

 

KAYNAKÇA

  • Sarper Süzek, İş Hukuku, Beta Yayınları, 2016
  • Tuncay & Ekmekçi, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, Beta Yayınları, 2016

 

 

Paylaş
Ali Haydar Avcı Hakkında 4 Yazı
İstanbul Bilgi Üniversitesi son sınıf hukuk öğrencisi.

İlk yorum yapan siz olun.

Bir Cevap Yazın