Hukuk Ne Diyor? II – Meşru Savunma

Meşru savunma ya da eski tabirle nefs-i müdafaa, uzun süredir hukuk sistemimizin içerisinde yer alan bir kavramdır. Bugün hukuka uygunluk nedeni sayılan meşru savunmada kişi, TCK’da yer alan fiillerden birini yahut birkaçını kendinin veya başkasının hakkına yönelen saldırıyı önlemek adına işler.

Hukuka uygunluk nedenleri toplumlar içerisinde zamanla ortaya çıkmış ve örfe, âdete, inanışlara göre şekillenmiştir. “Hukukun amacı toplum çıkarları ile bireylerin çıkarları arasında bir denge kurmaktır. Bu nedenle, daha üstün bir değeri korumak adına Ceza Kanunu’ndaki suç kalıbıyla korunmak istenen daha alt derecedeki bir değere zarar verilmesi halinde, üstün olanın tercih edilmesi ve cezalandırılmaması gerekir. Hangi değerin daha üstün ve korunmaya layık bir değer olduğunu ve bu değeri korumanın koşullarını pozitif normlar (kabaca yazılı hukuk kuralları denebilir) söyleyebileceği gibi, hukukun temel prensipleri ve insanlığın ortak değerleri de söyleyebilir.”[1]

Ufak bir örnekle berraklaştırmak gerekirse, yaralamak kastı ile bir kişiye yapılan fiil TCK kapsamında cezalandırılırken; savunma maksatlı yapılacak fiil sonucunda yaralanma dahi olsa cezalandırılmaz.

Türk Ceza Kanunu (TCK) m.25/1’e göre, “gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilemez.” Yapılan fiil cezalandırılmadığına göre de birtakım şartlar da olacaktır. Bu şartları da saldırıya ilişkin şartlar ve savunmaya ilişkin şartlar olarak kategorize edebiliriz. Özetle bu şartlar sağlandığı takdirde kişi meşru savunma halinde sayılacak ve bu sebeple de cezalandırılmayacaktır.

SALDIRIYA İLİŞKİN KOŞULLAR

a. Saldırının Varlığı

Hukuk sistemimizde saldırı, icrai ve ihmali saldırı olmak üzere iki şekilde karşımıza çıkar.

İcrai saldırıda, saldıran fiilini cebir yahut şiddete dayandırır ve ortada gerçekten de bir saldırı vardır.

Örneğin; elinde bıçak ile üzerinize yahut bir başka üçüncü kişinin üzerine saldıran kişi icrai bir saldırı içerisindedir. Bunun yanı sıra tokat atmak, yumruk atmak, tekme atmak, silah ile ateş etmek vb. hareketler de icrai saldırı örnekleri olarak sayılabilir.

İhmali saldırı da ise kişi yapmakla mükellef olduğu bir davranışı yapmayarak, hareketsiz kalarak, pasif kalarak saldırıda bulunur. Ancak öğretide ağırlıklı görüş ihmali saldırılara karşı yapılan savunmanın meşru savunma olmayacağı yönündedir. Biz de bu görüşe katılarak saldırılarda maddi yapı olarak icrai hareketler aramaktayız.

Saldırının varlığında en önemli nokta saldırının hala mevcut olması yahut tekrarlanması muhakkak ola bir saldırı olmasıdır. O halde saldırının kesin olarak bittiği anlaşılıyor ve tekrarı da muhakkak değilse yapılacak fiil meşru savunma oluşturmaz. Örneğin; trafikte seyrederken tartıştığınız diğer aracın şoförü size bir tokat attıktan sonra arabasına binip devam ettiyse saldırı artık bitmiştir. Dolayısıyla sizin ona karşı yapacağınız bir fiil artık meşru savunma olmayacaktır ve aksi gibi sizin ona hareketiniz yeni bir saldırı oluşturacaktır.

Saldırının varlığına dair son şart ise saldırının, saldıran tarafından iradi olarak gerçekleştirilmesidir. Yani bir hayvanın insan yönlendirmesi olmaksızın size saldırması iradi bir saldırı oluşturmazken bir insan tarafından yönlendirilerek saldırması iradi bir saldırı oluşturacaktır.

b. Saldırının Haksız Olması

Tartışma konumuz meşru savunma olduğundan dolayı saldırının TCK kapsamında bir suç olması gerektiği düşünülebilir ancak yapılan saldırı TCK kapsamında suç olmak zorunda değildir. Burada daha geniş düşünüp tüm hukuk kurallarını anlamak gerekmektedir. Dolayısıyla haksız bir saldırı için hukuk kurallarına aykırı saldırı denebilir.

c. Saldırının Bir Hakka Yönelmesi

Yapılan saldırının, saldırıya uğrayanın herhangi bir hakkına yönelik olması gerekmektedir. Bu hak konusunda da TCK herhangi bir sınırlama getirmemiştir. Bir hırsız evinize girdiğinde mülkiyet hakkınızı, bir kişi ateşli silah ile sizin öldürücü bölgelerinize ateş ettiğinde yaşam hakkınızı, bir kişi size yumruk attığında vücut bütünlüğü hakkınızı etkilemiş olmaktadır. Bu ve buna benzer haklarınıza yönelik yapılacak saldırılara karşı yapılacak savunmalarda meşru savunma söz konusu olabilir.

 

SAVUNMAYA İLİŞKİN KOŞULLAR

Saldırıda koşullar arandığı gibi savunmada da birtakım koşullar aranmaktadır.

a. Savunmada Zorunluluk Olması

Savunma halindeki kişinin saldırana ve saldırıya karşı savunmaktan başka çaresi bulunmaması gerekmektedir. Mesela, yapılan saldırıdan kaçarak kurtulma imkanı bulunan biri saldırıdan kaçmaktansa kendini savunursa meşru bir savunma içerisinde olmaz.

Örneğin; sokakta kavga eden iki kişiden birinin koşarak kaçma imkanı olduğu halde kalıp savunma yapmayı yeğlemesi meşru savunma oluşturmaz. Yani öncelik hiçbir zaman savunma olmayacaktır.

Bizim de katıldığımız bir başka görüşe göre ise kaçmak, toplum nezdinde küçük düşürücü bir hareket sayılacağı için kaçmayıp savunma yapan kişinin savunması da meşru bir savunma olacaktır. Böyle bir durumda kişinin adeta bir “korkak” gibi kaçması, beklenmeyecek ve gerçeklikten uzak bir harekettir.

b. Savunmanın Saldırı İle Eşzamanlı Olması

Yukarıda da belirtildiği gibi savunma, saldırının mevcut bulunduğu yahut tekrarlanması muhakkak olan durumlarda yapılmalıdır.

c. Savunmanın Saldırana Karşı Yapılması

Savunma hali, saldıran dışında başka bir kişiye karşı olursa meşru savunmadan söz edilemez.

ç. Savunmanın Saldırıyla Orantılı Olması

Bu koşul savunmayı meşru savunma yapan en önemli koşullardan biridir zira bu koşulun sağlanmaması kişiyi TCK m. 27 uyarınca meşru savunma halinden çıkarabilir.

Orantılılık durumu iki şeklide ele alınır:

  • Araçlar bakımından orantılılık
  • Haklar bakımından orantılılık

Araçlar bakımından orantılılıkta saldırı ile savunmada kullanılan araçlar arasında kıyas yapılır.

Örneğin; sapanla size saldıran kişiye karşı silah ile ateş etmeniz saldırıda ve savunmada kullanılan araçlar arasında orantısızlık oluşturur. Elbette ki bu orantı somut olaylar bazında farklılıklar gösterebilir ve buna göre değerlendirilmelidir.

Haklar bakımından orantılılıkta, saldırıya uğrayan hakkı korunurken saldıran hakkı da gözetilir.

Örneğin; bahçeye meyve çalmak için giren çocuğa karşı yapılan savunma sonucu çocuğun yaşamını yitirmesi haklar arasında orantısızlık olduğundan meşru savunma sayılmayacaktır. Burada müdahale edilen hak mülkiyet hakkı iken savunmada bulunanın yaşam hakkını ihlal etmesi açık bir şekilde haklar bakımından orantısızlık oluşturur. Sadece ve sadece zarar verilen hukuki menfaat ile korunmaya çalışılan hukuki menfaat arasında denge olmalıdır.

 

NOT: Bu yazı hazırlanırken “Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler TCK m. 1-75, İstanbul, 2013” kitabından yardım alınmıştır.

[1] Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler TCK m. 1-75, İstanbul, 2013

Paylaş
Ali Haydar Avcı Hakkında 4 Yazı
İstanbul Bilgi Üniversitesi son sınıf hukuk öğrencisi.

İlk yorum yapan siz olun.

Bir Cevap Yazın