Kant Felsefesi Terimleri Üzerine

Alman İdealizminin başlatmasıyla felsefeye yeni bir değer kazandıran Kant, özellikle bilginin doğasına dair yaptığı çalışmalarla-Metafizik bilgi de dahil- genelde düşünce tarihine özelde ise felsefe dünyasına damgasını vurmuştur. Rasyonalizm ve Empirizm çatışkısını belli bir düzlemde buluşturan Kant, Newton fiziğiyle önemini ve prestijini kaybeden felsefeyi yeniden kayda değer bir seviyeye taşımıştır. Onun temel uğraşı bilgiye giden yolun derin bir analizidir. Saf Aklın Eleştirisi-Kritik Der Reinen Vernunft– ile başlayan bu süreç, insan aklının bilgiyi nasıl elde ettiği sorusuna doyurucu bir cevap verir. Bu yazımızda Kant Felsefesi okumalarına başlamadan önce bilinmesi gereken temel felsefe terimlerini inceleyeceğiz.

A priori bilgi: Duyu deneyine hiç başvurmadan, yalnızca akıldan ve aklın etkinliğinden türetilen bilgi, deneyimsel olmayan bilgi.
Buna göre, bir şeyi a priori olarak bilmek, onu dış dünyada tecrübe etmeden bilmektir. A priori bilginin doğruluğu duyu deneyinden kesin olarak türetilmez, duyu deneyinden bağımsız olarak, yalnızca akıl yoluyla bilinir ve duyu deneyiyle çürütülemez. A priori bilgi, inkar edildiği zaman bir çelişkiye yol açtığı için, kesin olan bir bilgi olarak görülür. A priori bilgi hiçbir şekilde geçersiz kılınamaz olan bir bilgi olduğundan, o tüm koşullar altında, her yerde ve her zaman geçerli olan, yani mümkün tüm dünyalarda doğru olan bir bilgidir.
Kant’ta anlama yetisinin-zihnin- kategorileri örneğinde olduğu gibi gerçekliğe yüklenen, gerçekliği düzenleyen ve böylelikle gerçekliğin anlaşılmasını sağlayan doğuştan bilgiye karşılık gelir. Kant’a göre analitik yargılar-önermeler a prioridir.
Son olarak, Rasyonalistlerde-Descartes,Spinoza ve Leibniz- ve Rasyonalizmin kurucusu Descartes’ta ki yeri önemlidir. Descartes bilgide deneye yer olmadığını söyler. Bu bağlamda Descartes felsefesinin temelini oluşturan zihin ve Tanrı tözleri a priori olmaları yönüyle deney dışılığı ifade eder. Matematiksel bilgi de belli bir noktadan sonra a prioridir. Sonuç olarak, salt zihnin veya aklın elde ettiği bilgiye a priori bilgi denir.

A posteriori bilgi: Duyu deneyinden türetilen-beş duyu organımızdan- duyu deneyi aracılığıyla kazanılan bilgiye verilen ad. Buna göre, bir kimsenin bir şeyi a posteriori olarak bilmesi, o kişinin bildiği şeyi dünyanın bir parçası olarak, gerçeklikte varolan bir şey olarak duyularıyla tecrübe etmek suretiyle bilmesi demektir. A posteriori bilginin doğruluğuna ya da yanlışlığına ilke olarak duyu deneyi yoluyla karar verilebilir. Fakat duyu deneyi kişiden kişiye değiştiği, yani göreli, tutarsız, değişken olduğu ve bundan dolayı da tümüyle güvenilir olmadığı için, a posteriori bilgi zorunlu ya da kesin bir bilgi olarak görülmez.
A poesteriori bilgi, mümkün tüm dünyalarda doğru olmayıp, yalnızca varlığın belirli ve özel koşulları altında, yani belirli zamanlarda ve yerlerde, tikel deney türleri için doğru olan bilgi türüdür. Onların doğrulukları, duyularımıza ve çevremizdeki dünyaya ilişkin deneyimlerimizin güvenilirliğine bağlıdır. Özetleyecek olursak, a prori bilgi salt aklın bilgisiyken a posteriori bilgi duyu-deneyinin bilgisidir.
A posteriori bilgi empirist-deneyci- gelenekte önem taşır; Locke’un tabula rasasıyla-insan aklının doğuştan boş bir levha olduğu görüşü-empirist geleneği değerlendirecek olursak, bilginin söz konusu düşünürde yalnızca a posteriori olduğunu söyleyebiliriz.
Kant ise empirist ve rasyonalist gelenek ekseninde, bir açıdan bu iki geleneğin sentezini ortaya koyan bir tutum sergiler. Ona göre bilgi, içinde hem a priori-akıl yoluyla- hem de a posteriori-deney yoluyla- öğeler taşır. Kant felsefesinin temel çıkış noktasının bilginin olanaklılığının araştırılması olduğunu, yani epistemolojik bir yaklaşım olduğunu düşünürsek, bilgiye giden yolda aklın ve deneyin senkronize birliğinin incelenişi, bir bakıma tüm felsefe tarihinin, özel olarak da Kant felsefesinin incelenişi anlamına gelecektir. Bu sebeple, a priori ve a posteriori Kant okumalarında bilinmesi gereken iki önemli terimdir. Son olarak, aşağıda göreceğimiz ve Kant felsefesinin ana konularından birini oluşturan Analitik-Sentetik önerme-yargı ayrımında da bu terimler işlevsel olacaktır.

Analitik-Sentetik Ayrımı
Cümle, yargı ve önerme türleri arasında, cümle, yargı ve önermelerin doğruluklarını göstermek için gereken kanıt ya da verilerin doğasına bağlı olarak yapılan ayırım. Buna göre, bir önerme söz konusu önermenin yüklemine karşılık gelen kavram, özne konumunda bulunan kavramda içeriliyorsa, analitik bir doğruya karşılık gelir; aksi taktirde, önermenin doğru olması durumunda o sentetik bir doğru meydana getirir. Ayrımı bu şekilde ortaya koyan Kant’tır. Örneğin, “Tüm cisimler yer kaplar” önermesiyle “Tüm babalar erkektir” önermeleri analitiktir. Çünkü yer kaplama ve erkeklik düşünceleri, öznede, yani cisim ve babada içerilmiştir. Buna karşın, “Bazı cisimler ağırdır”, “Yeşil ışık geçi gösterir” önermeleri sentetiktir; nitekim ağırlık ve geç düşüncesi öznede zorunlu olarak içerilmemektedir.
Analitik yargılar yeni bir bilgi vermez. Çünkü zaten yüklem öznede düşünülmüştür. Ayrıca analitik yargılar a prioridir ve çelişmezlik ilkesine dayanır. Analitik önermeyi kavramlar içinde, kavramların taşıdığı anlamlara göre değerlendiririz. Bu sebeple, bu önerme türleri salt zihinsel faaliyettir.
Sentetik yargılar ise yeni bir bilgi verir. Yüklem özne de düşünülmemiştir. “Bazı cisimler ağırdır” yargısı sentetik bir yargıdır ve aynı zamanda a posterioridir. Çünkü burada bazı cisimleri incelerken zorunlulukla deneye başvururuz. Fakat esas nokta, sentetik a priori yargıların olanaklı olup olmadığıdır. Zira Kant’a göre, metafizik felsefe bize sentetik-yeni bir bilgi vermesi yönüyle- ve a priori-deneye dayanmaması yönüyle; örneğin “Ruh vardır” yargısı gibi- yargılar, yani sentetik a priori yargılar sunar. Kant’ın uğraşı, aslında metafizik nesnenin varlığını veya yokluğunu araştırmak değildir; onun esas analizi metafizik varlığın bilgisinin olanaklılığıdır. Bu ikisi arasında ince bir fark bulunur. Biri ontolojik bir bakış açısıyken diğeri epistemolojiktir. Bu sebeple Kant’ın felsefesine örneğin Heidegger’de olduğu gibi bir ontoloji araştırması olarak değil, belli özellikleri olan bilgilerin araştırılması olarak, yani epistemolojik bir araştırma olarak yaklaşmak daha doğrudur.

Sentetik A Priori Yargılar: Kant’ta özel bir önem kazanan ve dış dünyaya ya da dış dünyadaki bir şeye ilişkin deneyim ya da tecrübeden önce olan, deneyimi mümkün kılıp, tecrübeye bir yapı kazandıran, tüm mümkün deneyimlerin kendisine göre yapılandığı bilgi türü.
“Her olayın bir nedeni vardır” yargısı buna örnektir. Sentetik a priori bilgi, sözcüklerinin anlamlarından dolayı doğru değildir; bize yeni bir bilgi veren bu tür önermelerin doğru olduğu deneyimden bağımsız olarak bilinir. Matematik ve fiziki bilimlerde söz konusu olan sentetik a priori yargı veya bilgi, buna göre ne totolojik, ne de analitik olan, deneyimin sonucu olamamakla birlikte, deneyim tarafından doğrulanan zorunlu ve tümel bir bilgidir.
Kant öncesi felsefe analitik yargıların a priori ve sentetik yargıların da a posteriori olduğunu öne sürüyordu. Bunlara katılmakla birlikte Kant, sentetik a priori yargıların da mümkün olduğunu düşünüyordu. Yukarıda ki sentetik a priori bir önerme olan her olayın bir nedeni vardır önermesinin doğruluğu deneyle ilgili değildir. Kant’a göre neden-sonuç ilişkisini deneyle ortaya koymayız. Aksine bu ilişki deneyi olanaklı kılar. Bu yönüyle düşünüldüğünde sentetik a priori önerme deneyimi önceleyen ve yeni bir bilgi veren önermelerdir. Metafizik önermelerin deney ötesi, yani a priori olduğu ortadadır. Fakat bu önermeler kavramlarda zorunlu olarak içerilmediği için analitik değildir. Metafizik önermenin ne tür bir önerme olduğu sorusuna verilecek cevap onun sentetik a priori olduğudur. Söz konusu önermelerin olanaklılığının araştırılmasıyla birlikte, kendinde şey-ding an sich- kavramının da analizi Kant felsefesinin en kritik iki noktasıdır. Kant sentetik a priori yargıların en azından matematik ve fizikte var olduklarından emindi. Fakat metafiziğin sentetik a priori önermeleri, örneğin “Ruh vardır” önermesi deney üstü bir önermedir. Bu sebeple, deneyle başlayan insan aklının deney üstü metafizik bilgiye ulaşması olanaksızdır. Çünkü biz hiç bir şekilde ruhun bilgisine deneyle ulaşamayız. Bu önermenin analitik olmadığı ortadadır; zira yeni bir bilgi verir. Fakat sentetik a priori yargıların, zihnin-verstand- deneyi olanaklı kılan formlarla elde ettiğini düşünürsek, metafizik bilgilerin söz konusu formların ötesinde duyu-deneyini aşan salt aklın bilgilerini ifade ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu Kant’a göre, açıkça metafizik bilginin deneyden soyutlandığı anlamına gelir. Nitekim bu öyle bir soyutlamadır ki, neden-sonuç bilgisindeki gibi görünün bir formu olarak-a priori olarak- deneyimi önceleyip bilginin temel bir öğesini ifade eden değil, zihni deneyin ötesinde söz konusu öğe veya formlardan yoksun bırakacak bir soyutlamadır.
Başka deyişle Kant, benimsemiş olduğu stratejisinde metafizikçinin gündelik tecrübeye uygulanan veya gündelik deneyimden türetilmiş kavramlar kullandığını, ve metafizik yaparken söz konusu kavramların tecrübi temellerini adeta unuttuğunu söyler.

Fenomen: En genel anlamı içinde, bizi çevreleyen dünyada duyular aracılığıyla algıladığımız herhangi bir nesne; algının nesnesi, algılanan şey, gözlemlenebilir olan olay ya da olgu. İnsan varlıklarına, göründüğü, onlar tarafından algılandığı şekliyle nitelik, ilişki, durum veya olay.
Fenomen, İlkçağ Yunan felsefesinde, akıl tarafından kavranan gerçek nesnenin tersine, duyularla idrak edilen ya da kavranan nesne, duyusal görünüş anlamına gelir.
Terim Kant’ta numen veya kendinde şey ile karşılaştırılır; bu açıdan fenomenler, kategoriler aracılığıyla yorumlanan nesne ya da olaylardır. Başka bir deyişle, Kant’ta fenomen, mümkün deneyimin sınırları dışında kalan ve bundan dolayı da teorik olarak bilinemez olan numenin tersine, form ve düzeni duyarlığın sentetik formlarına ve anlama yetisinin a priori kategorilerine bağlı olup, varoluşu özneden bağımsız olmayan, dolayısıyla özne tarafından belirlenen varlık, özne tarafından kurulan nesneyi ifade eder. Fenomene bizim için şeyler de denir.

Numen: Genel olarak, aklın, tüm fenomenlerin nedeni, temeli, dayanağı olarak varoluşunu öngördüğü, gerçek fakat kendi içinde bilinemez olan töz; fenomenin kendisinin tezahürü, ifadesi olduğu gerçeklik. Kant’ta fenomen bizim için şeyliği ifade ederken, numen nesnenin kendisini, başka deyişle “kendinde şey”i ifade eder. Düşüncenin dışında kalan, hiçbir bilgi türüne konu olamayan, ne duyusal ne de entelektüel sezgi tarafından bilinebilen, duyularla kavrandığı taktirde, kendinde şey olmaktan çıkarak bizim için şeyliğe dönüşen temel veya töz.
Numen, empirik, tecrübi ve rasyonel bir bilginin kınusu olamayan, deneyimi aşan, deneyime aşkın olan, varoluşu teorik olarak problemli olmakla birlikte, pratik akıl tarafından varsayılan nesne ya da güç anlamına gelir.
Kant’a göre, “duyusal görünün nesnesi olmayan şey” kendinde şeyin negatif tanımıdır. Bununla birlikte, “duyusal olmayan bir görünün nesnesi” ise pozitif anlamda kendinde şeyi ifade eder. Kant, “kendinde hiçbir çelişki barındırmayan fakat nesnel gerçekliği hiçbir biçimde bilinemeyen” kavrama, problematik kavram der. Bu açıdan bakıldığında kendinde şey problematik bir kavramdır. Numen veya kendinde şeyin Kant felsefesindeki yeri oldukça tartışmalıdır. Nitekim Hegel ve Schopenhauer gibi düşünürler kendinde şeyi ontolojik-varlık felsefesi- açısından eleştirir. Fakat burada Türkyılmaz’ın yorumu önemli ve incelenmesi gereken bir yorumdur. Türkyılmaz’a göre kendinde şey, Kant’ın metafizik bilginin olanağını araştırırken ortaya koyduğu epistemolojik-bilgi felsefesi- bir kavramdır. Bu sebeple, kendinde şeyi ontolojik anlamda eleştirmek pek tutarlı bir yaklaşım değildir. Söz konusu yoruma katkı olarak, kendinde şeye varlık veya nesne açısından yaklaşmaktan ziyade, Kant’ın yaptığı ve Türkyılmaz’ın da ifade ettiği gibi, onun fenomenin bilgisindeki yeri ve işlevi noktasından incelemek daha doğru olacaktır.

Transendental: Bir şeyi, bir disiplin ya da etkinliği, söz gelimi bilgi ya da deneyimi mümkün kılan koşullar bütünü. Söz konusu koşullara dair araştırma; salt kişisel, özel veya psikolojik olana karşıt olarak, zorunlu ve tümel için kullanılan sıfat.
Kant, bilinçli insan deneyimini mümkün kılan koşullara, kavram, kategori, form ve yapılara ilişkin bilgiye transendental bilgi adını vermiştir. Bu bağlamda, Kant’ın felsefesine, onun saf aklı konu alan ve saf bilim ya da aklın temel kavram ve kategorilerini ortaya koyan a priori analizine transendental felsefe adı verilir.
Yine aynı çerçeve içinde, Kant’ın felsefesinin yöntemine, yani insan deneyimi ve bilgisinin olmazsa olmaz koşullarını-a priori sezgi formlarını, anlama yetisinin kategorilerini, aklın ideallerini- gözler önüne seren analiz şekline transendental yöntem adı verilir.
Son olarak, fenomenlerin veya görünüşlerin gerisindeki temel, bilinemez varlığa transendental nesne adı verilir. Nitekim Kant, numen ya da kendinde şeyi, duyu-deneyi yoluyla bilinen şeyin bilinmeyen temelini transendental nesne diye tanımlamıştır. Buna göre, transendental nesne, somut tikel bir nesne olmayıp, genel nesne formu olarak tanımlanan saf akılsal ‘x’, saf bilincin ideal nesnel karşılığıdır.

Kant’ın Uzay Görüşü: Newton ve Leibniz arasında uzam hakkında önemli tartışmalar yaşanmıştır. Newton uzayın objektif ve mutlak olduğunu savunur. Buna karşı, Leibniz uzamın nesnelerden-monadlardan- oluşan bir bütün olduğunu savunur. Leibniz’in sisteminde uzayın Newton’un ifade ettiği gibi nesnelerden bağımsız bir özelliği yoktur. Uzaydan tüm nesneler çıkarıldığında geriye ne kalır gibi bir soru sorulacak olsa Leibniz’in cevabı bir hiçlik olacağı yönündedir. Buna karşı, Newton uzayı nesnelerden bağımsız bir bütün olarak imgelediği için hala bir uzay olgusallığının mevcut bulunacağı yönünde bir cevap verir. İşte Kant öncesi uzay tartışması buydu. Kant mutlak uzay-ilişkisel uzay tartışmaları bağlamında erken dönem yazılarında Leibnizci bir çizgi izlemiştir. Fakat daha sonra kesin bir kararlılıkla uzayı mutlak ve bağımsız bir gerçeklik olarak-Newtoncu anlayışa uygun biçimde- görmüştür. Uzay Kant’a göre nesnelerin ilişkisinden oluşan bir şey değildir; aksine nesnelerin ilişkisine olanak sağlayan şeydir.
Uzayın Kant’taki diğer anlamı onun deneyim bilgisine olanak sağlayan a priori bir form olduğudur. Söz konusu form Kant’a göre öznededir. Aristoteles uzamı nesnenin bir kategorisi olarak görüyordu; fakat Kant’taki uzay nesnenin değil öznenin bir formudur. O Newton’da olduğu gibi uzayın objektif bir doğaya sahip olduğunu kabul etmez. Uzay öznededir, başka deyişle zihindedir; bu yönüyle de subjektif bir olgusallığı betimler. Kant’ın uzay görüşünün önemli bir sonucu da, cisimlerin kendi başlarına sahip olduğu düşünülen özelliklerinin onları bir uzay tasarımı içerisine sokmadan bilinemeyeceğidir. Bu sonuç kendinde şey düşüncesinin omurgasını oluşturur. Görünün a priori formu olan uzay öznede-algıda- bulunur ve biz nesneyi bu sayede uzay formu içerisinde alırız demiştik. Dolayısıyla nesneye dair bilgimiz, onları öznede tesis ettiğimiz kadarı ile mümkündür.

Son olarak, Kant felsefesi okumalarında başvurulabilecek eserler hazırladık. Bu eserlerin Kant araştırmalarında faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Giriş niteliğinde:

•Ahmet Cevizci, Felsefe Sözlüğü ve Felsefe Tarihi eserlerinde Kant ile ilgili bölümler.
•Pınar Kaya Özçelik’in “Kant’ın Bilgi Anlayışı” makalesi.
Daha detaylı ve belli konular üzerine okumalar için:

• Çetin Türkyılmaz’ın Kant’ta Ve Schopenhauer’de Kendinde Şey makalesi.
• Adnan Esenyel’in “İdealizm ve Kant’ın Uzam Görüşü” makalesi.
• Heinz Heimsoeth, Kant’ın Felsefesi, Doğubatı yayınları.
• Copleston Felsefe Tarihi, Kant, İdea Yayınevi.
• Kant, Prolegomena, İdea Yayınevi veya Türkiye Felsefe Kurumu.

Kaynaklar:

1-) Cevizci, Ahmet, Paradigma Felsefe Sözlüğü
2-) Cevizci, Ahmet, Felsefe Tarihi
3-) Kant, İmmanuel, Prolegomena
4-) Türkyılmaz, Çetin, Kant’ta Ve Schopenhauer’da Kendinde Şey
5-) Türkyılmaz, Çetin, Kant Felsefesinin Temel Kavramları
6-) Morkoç, Umut, Mutlak Uzay-İlişkisel Uzay Tartışmaları Bağlamında Kant’ın Uzay Kavrayışı

Paylaş

İlk yorum yapan siz olun.

Bir Cevap Yazın