Fuardan Önce Son Çıkış: Kitap Önerileri

Bu yazıda, Beyoğlu Sahaf Festivali, Tüyap Kitap Fuarı ve Cnr kitap fuarı gibi fiziki olarak düzenlenen ve muhtelif birkaç kitap sitesinin online olarak düzenlediği kitap fuarları ve festivalleri gelmeden kararsız okuyucular için satın alınabilecek birkaç güzide kitabı tavsiye etmek istiyorum.

  1. Dahi Diktatör / Celal Şengör

Kitap isminden ötürü sizde bir ön yargı oluşmasına müsaade etmeyin. Atatürk’ü ya putlaştıran ya da neredeyse hakarete varan kişilerden, kitaplardan sıkılmışsınızdır. Bu sefer de gerçek bir bilim insanın görüşünden okuyalım.

Kitapta dikkat çeken noktalar, Atatürk’ün zor zamanlarda akıl ile çözüme ulaşması, bilimi hep el üstünde tutması ve tartışmayı sevmesi. Bunların yanı sıra kendi akıl ve mantık çerçevesinde doğru bulduğu şeyi öyle ya da böyle gerçekleştirmesi, zaten Celal Şengör tarafından hem dahi olup hem de diktatör olarak görülmesinin sebebi de bu. Yani doğru bulduğu şeyi, tartışıp insanlara bir şekilde kabul ettirebilmesidir.

Ankara’da milleti temsil eden ve hakikaten herkesin milleti temsil ettiğini düşündüğü bir ekip oluştu.

Bu ekibin içinde her türden adam var. Şeyhi de var, ağası da var, paşası da var, tüccarı da var. Halkı tam temsil eden bir grup var. Atatürk bu gruba mealen şöyle der: “Beyler, başımız dertte. Bugüne kadar başımız derde girdiği zaman padişah efendimiz karar verirdi, ona göre karar alınırdı. Devlet bir şeyler yapardı, millet yapmazdı.

Şimdi padişah efendimiz esir, herhangi bir şey yapması mümkün değil, dolayısıyla biz millet olarak saltanatın selametine kadar mesuliyeti üstümüze almak zorundayız.”

Güzel bir taktik. “Her şey bizim elimizde, siz ne yapmayı düşünüyorsunuz?” Fakat onların ne yapmayı düşündüğünü dinlemeden, benim aklımda şunlar var dedi ve anlattı. Yani, bir belirsizliğin tezahür etmesine mâni oldu. Burada da diktatörlüğü ortaya çıkar Atatürk’ün. Ama Atatürk’ün diktatörlüğü, dehanın diktatörlüğüdür. “Ben böyle istiyorum,” demek yerine “Efendiler şöyle bir teklif var,” dedi, efendiler de kabul etti.

Bir diğer önemli nokta özellikle nazilerden kaçan birçok aydını, akademisyeni ülkeye getirtmesidir.

dahi-diktator

Almanya’da Naziler iktidara geliyor. Yahudileri, sosyal demokratları, sosyalistleri, komünistleri ve homoseksüelleri üniversiteden atıyorlar. Birdenbire çok kaliteli bir grup, işsiz kalıyor Almanya’da.

Bunun için Philip Schwartz önderliğinde İsviçre’de bir teşkilat kuruluyor ve işsiz kalan bu hocalar için dünyanın çeşitli yerlerinde iş aranmaya başlanıyor. Ardından Türkiye’nin böyle bir arayışta olduğu öğreniliyor ve Atatürk’e müracaat ediyorlar.

Atatürk, “Alanında en iyi olanları istiyorum” diyor ve Prof. Schwartz bir süre sonra bir liste ile tekrar Mustafa Kemal’in yanına geliyor.

Mustafa Kemal’in büyük marifetlerinden bir tanesi de çizdiği hedefe giderken o hedefe giden yol üzerinde bazı aksaklıkların olabileceğini öngörmesi.

İnönü, harbi kaybetmesinin ardından, çadırında Atatürk’ü görünce “Her şey bitti” demiştir. Bütün ümidini kaybetmiş. Atatürk ise gülümseyerek “Déjà kazandın” yani, “Şimdiden kazandın” der.

İnönü henüz “Bu adam ne diyor” demeden, yani moralini kaybetmiş olan İnönü’nün düşünmesine fırsat vermeden Atatürk, “Hemen haritaları açın” demiştir. Zihninde ne yapması gerektiği zaten var. Bana sorarsanız haritaları açtırması dahi İnönü’ye moral vermek için yapılmış psikolojik bir hamle …

…. bırak gelsinler. 0nları vatanın harim-i ismetinde boğacağım.” Yani onları girilmesine asla izin verilmeyecek özel namus alanımızda boğacağım. Zekice bir kelime oyunuyla İsmet Paşa’nın adı da kullanılarak söylenen bu sözler hem onu onore etmiş hem de ikna etmiştir. Nihayetinde ordu Sakarya’nın gerisine geri çekilmiştir. Atatürk Papulas’a Mareşal Kutuzov’un Napolyon’a oynadığı oyunu oynamıştır.

Hep övgüyle bahsedilen gözlem yeteneğinin de tesadüf olmadığını görebiliyoruz.

Atatürk’ün bir asker olarak bütün bunları görmesi, köyden gelen, şehirden gelen pek çok gencin elinden geçmiş olması nedeniyle çok doğaldı. O bir piyadeydi. ve dolayısıyla askeriyenin en kalabalık birliklerinin elinden geçtiği bir komutandı. Üstelik bu insanları, çok çeşitli yerlerde görmüştü: Kuzey Afrika’da, Arabistan Yarımadası’nda, Kafkasya’da, Çanakkale’de, Rumeli’de, Makedonya’da… Dolayısıyla Atatürk, Osmanlı İmparatorluğu’nun halk kesitlerini çok iyi tanıyan bir insandı.

Atatürk hakkında konuşmak, tartışmak istiyorsanız bu kitabı okumadan bu işe girişmeyin.


  1. Bin Yıllık Hemşehri / Halil Babilli

500 yıl önce başına gelen lanet veya kendisine bahşedilen bir lütuf ile ölümsüz bir gelinciğe dönüşen Theo’nun serüvenini içeren çok hoş bir hikaye içinde hikaye.

bin-yillik-hemsehri

Ben kitabı okuduğumda, sürekli zihnimde gezintilere çıkmıştım. Hayal aleminin derinliklerine daldım açıkçası birçok yerde.

Zaman zaman İskandinav coğrafyasında zaman zaman da Aztekler medeniyetinde gözümü açtım.

Mutlaka temin edip okumalısınız çünkü anlatılmaz yaşanılır kitaplardan birisi olduğunu göreceksiniz, başka söze gerek yok gerçekten.

Felsefe, mitoloji, tarih ve bol metafor. Bunun yanında, akıcı ve nostaljik bir üslup, evet doğru tahmin ettiniz;

İhsan Oktay Anar okuyucularının seveceği tarzda bir eser


  1. Koku:Bir Katilin Öyküsü / Patrick Süskind

Popüler kategorisine koyduğumuz Koku, aslında kapsamlı bir toplum eleştirisi. Olay akışının geçtiği tarihsel düzlemde karşımıza çıkan, toplumsal yaşantı, dini anlayış ve insan ilişkilerini birebir gözlemleyip kendinizi ortaçağın dar sokaklarında ya da ne biliyim bir merdiven altı imalathanesinde bulabilirsiniz.

koku-p-suskind

Olay, 18. yüzyıl Fransasında geçer; kitabın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille ise tüm insani duyumlardan ve duygulardan yoksun, salt kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı ve istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dâhi olan Grenouille, kendi kokusunun bulunmadığını, onun bulunduğu yerlerde insanların insan kokusunu alamadıklarını anladığı gün, dünyasını da yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına onun için sanki insanmış izlenimini verebilecek kokular sürünmektir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş toplum tekini, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dâhiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde ancak bir Kafka’da görülebilecek bir insanlık trajedisinin simgesidir.


  1. Başka Dünyalar / Margaret Atwood

Bilimkurgufantastik edebiyat ve distopik unsurlar barındıran eserleri seviyorum da nereden başlayayım bilmiyorum, keşke elimde bir yol haritası olsaydı diyorsanız, bu yazıdaki 4. kitabın adını ve yazarını tekrar okuyunuz…baska-dunyalar-m-atwood

Usta yazar Margaret Atwood Başka Dünyalar’da bilimkurguyla önce çocuk, sonra öğrenci ve akademisyen, ardından eleştirmen ve yazar olarak kurduğu ilişkisini aktarırken, bir yandan da bu edebi türün varsayımsal kurgu ve fantastik kurguyla iç içe geçmiş sınırlarının bir haritasını çıkarıyor okurlara. İnsanların başka dünyalar yaratma arzusunun ne kadar eskiye dayandığını örneklerle açıklayarak, aralarında Marge Piercy, H. Rider Haggard, Ursula K. Le Guin, Kazuo Ishigoro, Aldoux Huxley ve Jonathan Swift’in de olduğu usta yazarlara ait önemli yapıtları inceliyor. Ve şahsi yolculuğunu anlattığı bu kitabı kendi eserlerinden küçük parçalar sunarak taçlandırıyor.


  1. Kopyalanan Adam / Jose Saramago

Gerçekten sonuna kadar merak içerisinde, ”ya şimdi olaylar nasıl birbirine bağlanacak ve bu senaryo düğümden nasıl kurtulacak” diye bir iki gün temel ihtiyaçlar dışında başından kalkmadığım bir kitap. Ben ortalama bir okuyucu olarak, ilk defa bu şekilde özgün bir hikaye okudum. Evet, belki yer yer onun da benzeri var, şunun da benzeri var diyebilirsiniz ama bütünlük esas alındığında kesinlikle benzerini görmedim.

kopyalanan-adam*Kitap sanırım çok yaygın bulunamıyor, o yüzden özgün adı, ”The Double” olarak da aratabilirsiniz.


     6. Fahrenheit 451 / Rad Bradbury

Biz, 1984 ve Cesur Yeni Dünya gibi kült eserlerin popülarite olarak gerisinde kalmış ancak fena bir kurgusu olmayan distopik eser. Kitapların yakılmasını belki de ilk önce dile getiren eser de olabilir, emin değilim.fahrenheit-451


     7. Otomatik Portakal / Anthony Burgess

Kitabı okuduktan sonra şu şekilde bir not düşmüşüm;

Özgür ama şiddete meyyal mi yoksa uslu,itaatkar ama özgürlüğü çalınmış bir birey mi ?

Kitap bu düşünce altında ilerliyor. Başlangıçta ağır şiddet sahneleri, kavga-dövüş derken okurken zorlanacak kadar demotive olabiliyor okuyucu. Devamında şiddetin bedelini ödeyen kahramanın ruhsal değişkenliği güzel aksettiriliyor. Kitabın oluşturduğu paradoks insanı düşüncelere gark ediyor ancak ne başı ne sonu bizi memnun ediyor aksine rahatsız bir şekilde kapatıyorsun kitabın kapağını…

Yer yer Orwell’in 1984 adlı eseri aklıma geldi. Özellikle hapishanede geçen ”şiddete bulaşmış bireyin kontrol altında olması” düşüncesi.. Bu da etik tartışmalara açık bir konu…

otomatik-portakalBir de bahsedilmesi gereken, eserin yazıldığı yıllarda yani 20.yy’ın ortalarına denk geldiği zamanlarda 2.dünya savaşı bitmiş, milyonlarca insan ölmüş ve bireyler gittikçe yalnızlaşan bir hale gelmişti.

Yazar kitabı hakkında şunu söylemiş;

Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…

 

 


Umarım, yapmış olduğum ufak liste size bir fikir verebilmiştir ve kitap satın almanın arttığı bu dönemlerde, nitelikli kitap okumada da bir artış yaşanmasına katkı sunar.

Paylaş
Meçhul Muharrir Hakkında 17 Yazı
Edebiyata düşkün... Fantazya-Bilimkurgu ve Distopya Meraklısı... İyi Bir Okuyucu...

İlk yorum yapan siz olun.

Bir Cevap Yazın