Ölü Adamın Günlüğü

     Muhtemelen bir eylül akşamı…

     Değilse bile öyle olmalı. Eylülde dökülür yapraklar, umutlar. Kalmışsa eğer birkaç damla da gözyaşı…

     Evet evet, kesin öyle… Bugün günlerden Bir Eylül Akşamı…

     Oturduğum pencereden ayaklarımın altındaki soluksuz şehri tekmelerken elimdeki izmaritin otuz dördüncü kattan intihar edişini izliyorum. Soğuk bir rüzgar vuruyor yüzüme. Saçlarım kopup gitmek istiyor köklerinden. Cebime tutuşturduğum kağıdım, bir de tahta kalemim… Işıksız bir gökyüzünde siyah bulutlar üzerine yazıyorum karanlıklarımı. Tıpkı gözlerim kadar siyah, bir o kadar da rutubetli…

     Cehennemi görebiliyorum buradan. Orada, izmaritin düştüğü yerde… İlk izmarit yeryüzünde nereye düştü bilmiyorum ama benim ki işte orada, aşağıda duruyor. Ufak, tatlı bir kıvılcımın günahına girdiğim için yakmak istiyor belki de beni. Sorun değil… Dünyanın altında bir ocak, bütün harıyla yakmıyor mu zaten bedeni? Belki de son sigaramın izmariti…

     Bugün de diğer günlerden farksız aslında. Tekrar eden günlerin haftalara, haftaların aylara, ayların yıllara, yılların da zamanın sonsuzluğuna hizmet ettiği hiyerarşinin mikronluk bir kısmında saniyenin çetelesini tutan hayaletler olarak doldurduğumuz mesainin yirmi dört saatinden sadece biri… Zamanı sayabilmek için kaç ömür gerekiyor peki? Saymakla bitecek gibi durmuyor ne yazık ki. O yüzden en iyisi saymamak, benim gibi… Zamanın içinde kaybolmuş bir hayalet, sonu olan her şey gibi…

     Bir piyano sesi duyuyorum. Eşsiz melodisi tekrar ediyor sürekli. Sadece huzur var notalarında. Piyano çalabilmek, hayatta yapılabilecek güzel şeylerden biri olsa gerek. Peki ya hiç denememiş olmak? Fark eder mi ki? Kafası karışık bir adamın senfonisi… Son anlarımda kulaklarımda duymayı istediğim ses, piyano sesi…

     Şimdi de karanlık bir kuşun kanat sesleri… Yorgun, titrek bedeniyle yanıma konuyor. Siyah tüylerini uzaklardan getiriyor. Belli ki onun da karanlık hikayesi. Bilmiyorum. Buraya gelebilmek için üzerinden kanatlandığı ıhlamur ağacının paramparça kalbinden yapılma tahta kalemim biliyor olabilir mi peki? Belki, belki o da anlatmak ister hikayesini… Kanatları olmayan bir hayalete uçmayı öğretmek, siyah kuşun hikayesi…

     Çok uzaklarda minik bir kuş havalandı, sessizce… Narin kanatlarıyla dövdü öteden beri sonsuzluğu. Ardında kızgın bir güneş, düşmanca, bir parça da haince… Dur! Panikleyen kanatlarından düşen tüy parçası gibi dökülürken umutları ardına dönüp bakmıyordu bile. Oysaki sadece gidiyorum, bu bir veda sayılmaz ki diyordu. Gidiyorum işte, hepsi bu… Sırtındaki sıcaklığın sebebi ben olduğum halde mi? Kalbinde atan parçan da… Gidemezsin! Uçup gitmek bu kadar anlamsızken gidemezsin!

     Uçup gitmek, narin kanatlarının yapabileceği tek şeyken ancak bu kadar anlamsız olabilirdi. Belki bir o kadar da asil…

Paylaş
Kerim Çongara Hakkında 9 Yazı
Amaçsız şahsiyet, Normal şartlar altında hayatta kalma yeteneğine sahip bir insan..

İlk yorum yapan siz olun.

Bir Cevap Yazın