Türkiye’de Devam Eden İslamiyet Öncesi İnanış ve Davranışlar

     Bugün Türk denince Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve ana dili Türkçe olan insanlar akla geliyor. Halbuki yeryüzünde ana dili Türkçe olup da bizim sınırlarımızın dışında yaşayan milyonlarca insanlar vardır. Demek ki, Türklerin Türkiye’ye gelmeden önce de bir tarihleri vardı. Türkler bu tarih boyunca çok çeşitli ülkelere yayılmışlar, oralarda devletler kurmuşlardı. Dünyanın en eski toplumlarından biri olan ve savaşçı yapıları ile bilinen Türk toplumu yüzyıllarca yüzlerce kavimle savaşmış, ticaret yapmış ve etkileşimde bulunmuştur. Bu etkileşimler sırasında da karşılıklı kültür alışverişinde bulunulmuştur. Türk ulusunun gözden kaçmaması gereken bir niteliği de farklı din çevrelerine fazlaca girmesidir.1 Türk boylarının bazıları Hristiyanlık, Musevilik, İslamiyet gibi semavi dinleri kabul etmişken bazıları ise Budizm, Maniheizm gibi felsefi inançları kabul etmiştir.

     Türklerin bilinen kendi inançları Göktanrı(Tengrizm) inancıdır fakat karıştırılan nokta ise Şamanizm’dir. Türkler hiçbir zaman Şamanizm inancı etkisi altına tamamen girmemiş ancak Şamanist ögelerden çokça etkilenmiştir. Şamanizm’in ana karakteri diyeceğimiz Şaman sözcüğü de Türkçe olmayıp kökeni ile ilgili farklı görüşler bulunmaktadır:

  • Şaman sözcüğü Pali dilindeki samana yani “ruhlardan esinlenen adam” anlamına gelir.
  • Sanskritçede kahin anlamına gelen sramana sözcüğünden türemiştir.
  • Mançu dilinde saman kelimesinden türemiş olup anlamı oynayan, sürekli hareket eden kişi anlamı taşır.

KamŞaman

     

   “Şaman” sözcüğü ile ilgili bu yorumlardan sonra eklemeliyiz ki Türkler bu kavramı “Kam” sözcüğü ile nitelendirmiştir. Kam bir akrabalık terimi olan *ka’dan türetilebilir. O halde ka+m, ka+n, ka+gan örgütlenmenin diğer akrabalık bildiren sözcükleri ile de; ka+dın, ka+yın, ka+r(ın)daş vb. bağlantılıdır.2

     Türkler içinde Şamanist ögeler bulunduran bu Gök Tanrı dinini yüzyıllar boyu geniş coğrafyalarda kullanmaya devam etmiştir. Sonraları çeşitli nedenlerle yine bir din değiştirme aşamasına gelmişlerdir. İlk kez 7.yüzyılda İslamiyet ile karşılaşan Türkler 751 yılında Çin’e karşı Abbasilerle ittifak yapmış böylece İslamiyet’i daha yakından tanıma fırsatı bulmuşlardır. 10.yüzyılda ise kitleler halinde İslamiyet kabul edilmiştir.

     Türklerin İslamiyet’i kabul etmesi yüzyıllarca devam ettikleri kendi kültür dairelerinden doğrudan çıktıkları anlamına gelmeyecek ve bu iki kültürü harmanlayarak bir Türk-İslam sentezi oluşturmalarını sağlayacaktır. Günümüzde bu Türk-İslam sentezinin en etkin bir durumda yaşandığı yerlerden biri olan Türkiye’de, İslami ögelerin yanı sıra İslam öncesi ögeler de halen kullanılmaktadır. Halk bu kullanımların kökenini bilmese de gelenek görenek adı altında Göktanrı inanışının parçalarını etkin bir şekilde kullanmaktadır. Şimdi elimizden geldiğince Türkiye’deki bu Göktanrı inancının devamı niteliğinde olan, halk tarafından kullanılan davranış ve inanışları açıklayacağız.

Bilindiği gibi dünyanın kuruluşunu simgeleyen dört ana element vardır: Ateş, su, toprak, hava. Bu dört elemente karşı en ilkel topluluklardan başlayan ve günümüze gelen bir saygı durumu söz konusudur. Şamanistlere göre bütün dünya ruhlarla doludur; dağlar, göller, ırmaklar (yer-su) hep canlı nesnelerdir.3 Türk ulusu da Orta Asya’da Göktanrı inancı ile bu elementlerin her birinin bir ruhu olduğuna inanmış ve onlara olabildiğince saygı göstermiştir.

     Ateş Ruhu: ka102Orta Asya bozkırlarının soğuğu ateş yakılarak kırılır bu da insanların ısınmasını ve yaşama devam etmelerini sağlardı.4 Yani iklim ve yaşam koşulları ateşin kutsallaştırılmasını sağlayan kavramlardır. Yabani hayvanlardan yine ateş ile korunmaları, zamanla ateşin kötü varlık ve ruhlardan koruduğu algısı oluşturmuştur. Anadolu’da koyunlar iki ateş arasından geçirilip hastalıktan temizlenir; nazardan, pislikten korunur. Çeşitli düğün ve bayramlarda yakılan ateşin etrafında oynanan oyunlar ateş kültünün halk oyunu şeklinde devam eden boyutudur.

     Su Ruhu: Su nesiller boyu tüm canlıların devamını sağlayan şeydir. Ayrıca tarım toplumlarının vazgeçilmezi, verimliliğin başlıca ögesidir. Saflığı ve temizliği ile büyüleri bozan, temizleyen niteliğe iyedir. Suyun ruhunun bereket verdiğine inanılır. Bu sebeple Anadolu’da doğurgan olmak isteyen kadın saflığı ile bilinen suya girer.

indir

   Su ruhunun kutsallığı geçmişten günümüze önemini korur. Cengiz Han Yasası’na göre “Kim suya işerse öldürülür”6 Aksi halde cezalandırılacaklarına, fırtına veya gök gürültüsü olacağına inanırlar. Bunların örneklerini Anadolu’da banyo suyuna el sokmama, su üzerine yemin etme, çömelerek su içme şeklinde görürüz bunlar su ruhuna gösterilen saygıdan kaynaklanır. Yine yolculuğa çıkan birinin arkasından su dökmek, suyun o yolculuk boyunca o kişileri koruduğuna inanılmasından ve su gibi rahat git gel amacıyla yapılır. Alanya’da ise büyü yapılan kimseleri akarsu veya deniz gibi sulardan geçirerek büyü bozma inanışları da su ruhunun koruyucu etkisinin devamına işarettir.

     Ata Ruhları: Geçmiş ve günümüzde Türk toplulukları arasında en yaygın inanışlardan birisidir. Ölmüş ataların yüceltilmesi, onlar adına mağaralarda kurban kesilmesi şeklinde gerçekleşir. Bunun nedeni ise kişi öldükten sonra bile ruhları aracılığıyla ailesini koruduğuna inanmadır.7

     Türkiye’de en çok gelenekleştirilen ve kullanılan inanışlar atalar kültüne aittir. En çok göze çarpanı ise mezarlıkların çiçek bahçesi gibi özenli şekilde yapılmasıdır. Arap kültüründe mezar taşı adeti bile bulunmaz çünkü ölen kişinin bedeninin bir an önce toprağa karışması hedeflenir; Türk kültüründe ise mezar taşı yapılır üzerine söz yazılır, ölen kişi değerli bir insan ise mezarın üzerine bark veya türbe yapılır.

     Türbeler demişken yine toplumumuzda sıkça görülen türbe ziyareti konusuna değinmeden geçemeyeceğim. İnsanımız şu an amacından saptırmış olsa da bu inanışın sebebi de yine atalar kültüdür. Eski inanışta ölen kişinin ruhunun kalanlara yardım edeceği düşüncesi ile ölüden çeşitli şekillerde istekler yapılır. Bu; ağaca çaput bağlamak, o bahçedeki topraktan vücuda sürmek, ziyaret yerindeki çeşmenin suyuyla yıkanmak gibi şekillerle kendini gösterir.

26607_3

     Sivas’ta eğer yakın zamanda bir evden ölü çıkmışsa o evde görülen örümcek, böcek, kedi gibi hayvanlara zarar verilmez. Ölünün ruhunun bu şekilde döndüğüne inanılır.8

     Harput’ta ölen kişi günahsızsa kuşa döneceği, evine döneceğine; günahlı biri ise kedi, köpek, yılan gibi bir canlıya döneceğine; bölgeye kötülük getireceğine inanılır.

     Ev Ruhları: Eski inanışa göre ev ruhları evi korur, eve mutluluk getirirdi. Ev ruhlarının yeri eve girilen yerler olarak görülür, o makama saygı gösterilirdi. Bu kapının pervazı veya eşiği olurdu. Günümüzde Anadolu’da halen eve girerken kapı eşiklerine basmadan eve girilir bunun sebebi de yine o ruha gösterilen saygıdır.

     Al Karısı: Lohusa hanımların korkulu rüyası olan Al Karısı, Çin Seddi’nden Akdeniz kıyılarına; Buz denizinden Hind’e kadar yayılmış bir inanıştır. Al Karısı, Al Bastı, Albız gibi adlarla bilinir.9 Yeni doğum yapan kadın ve bebek için korku veren bir ruhtur. Türkiye’de efsanelerde en çok yer alan ögelerden biridir.

     Alan araştırmalarında Erzincan, Erzurum, Konya, Trabzon’da farklı farklı inanış ve uygulamalar görülür. Al Karısı demirden ve kırmızı şeylerden korkar bu sebeple günümüzde dahi lohusa kadınlar 40 gün çıkana kadar yanlarında kırmızı altın, kırmızı eşarp veya kırmızı bir taç bulundurulur. Yine Al Karısı tüfek sesinden korktuğu için lohusa kadın ‘albastı’ olursa tüfek patlatmak adettir. Görülüyor ki Al Karısı denen olumsuz ruh Orta Asya’dan başlayarak diğer Türk devletlerinde varlığını korumuş Anadolu sahasına kadar gelmiş, halen de devam etmektedir.

     Ölü Aşı: Defin törenleri ve ölüm ile ilgili bilinen en eski geleneklerden biri de ölü aşıdır. Bugün dünya uygarlıklarının hepsinde görülen ölü anma törenleri geçmişten gelen ölü aşı töreninden olgunlaşmıştır.10 Bu inanış bir toplumda bir hastalık veya ölüm olduğu zaman ruhları memnun etmek amaçlı yiyecek, içecek dağıtma odaklıdır. Toplumdan topluma değişiklik gösteren ölü aşı dağıtımı da günler sürebilir. (3 gün, 7 gün vb.) Yine ölüm dönümlerinde 40 gün, 6 ay, 1 yıl gibi sürelerde ölü aşı verilir. Orhun Abideleri’nde de Bilge Kağan ve Köl Tigin adına yapılan ölüm törenlerinde ölü aşı ile ilgili bilgiye sahip olmaktayız.

     Yüzyıllar sonra, apayrı bir coğrafyada ve farklı bir din dairesinde bulunmamıza rağmen ölü aşı geleneği de unutulmamış. Türkiye’de ölüm olaylarında, ölünün yakınları tarafından 3 veya 7 gün boyunca ölen kişi adına yemekler dağıtılır.

     Diğer: Şimdi de Türkiye’de yapılmaya devam eden öteki inanış ve davranışlara geçelim. Örneğin tahtaya üç kez vurma davranışı…

1_294

    Bu davranışın kökeni ile ilgili iki farklı görüş yer alır. İlk görüşe göre; eski uygarlıklardaki ilkel kavimler meşe ağacına saygı duyuyorlardı ve bir süre sonra bu ağaca diğerlerine göre daha çok yıldırım düştüğünü fark ettiler. Yıldırım veya şimşekle ilgili herhangi bir bilimsel açıklamaya sahip olmayan bu insanlar yıldırımı Tanrı’nın kendileriyle iletişime geçme biçimi olarak yorumlamış ve bu duruma aracı olduğu için de ağacı kutsal görmüşlerdir. İnsanlar bu ağaca vurduklarında Tanrı ile iletişime geçtiklerini düşünmeye başlamışlardır. Ne zaman bir tehlikeden korunmak veya şanssızlığı aşmak isteseler Tanrı’dan dilekte bulunur ve ağaca vurarak onunla iletişime geçtiklerini düşünürlerdi. Diğer görüşe göre ise eski uygarlıklarda ulu ağaçların içinde tanrıların yaşadığı inanışı vardı bu sebeple ağaca taparlardı. Tehlikede olduğunu düşünen insanlar ağaca –daima sağ elle- vurarak Tanrı’dan yardım isterlerdi.

     Genel olarak bakınca iki görüşte de ağaca(tahtaya) vurma nedeninin Tanrı’dan yardım dileme, tehlikeyi savma isteği olduğunu görürüz. Günümüzde Türkiye’de de başımıza gelmesini istemediğimiz bir olaydan bahsedildiğinde tahtaya vururuz. Sonrasında da ‘ağzından yel alsın’ veya ‘ağzını hayra aç’ gibi tümcelerle devamını getiririz.

     Bu konu ile ilgili söylemek istediğim son şey bu davranış sadece Türk ulusuna özel değildir, Mısır, Avrupa, Amerika (özellikle Kızılderili coğrafyası) gibi çeşitli bölgelerde de bu davranışı görürüz.

     Anacağım yeni davranış kurşun döktürme geleneğidir. Adı Orta Asya coğrafyasında kut dökme, kut kuyma şeklinde geçer. imagesBu davranış Şaman kökenli davranışlar içinde sihir içerikli bir davranış olarak bilinir. Amaç insana musallat olan kötü ruhların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaktır. Şaman bu ritüelde kut kuyulan kişiyi olumsuz ruhlardan kurtarır. Günümüzde psikolojik rahatsızlıktan kurtulmanın eski zamandaki çözümü gibidir.

     Günümüzde kurşun döktürme geleneği ‘nazar’ anlayışı ile bütünleşmiş bir halde yaygınlık kazanmıştır. Anadolu’da yaygın olarak kullanılan kurşun döktürme adeti yine o Asya geçmişimizden yanımızda getirdiğimiz bir davranıştır.

     SONUÇ

     Türk ulusu tarihi devirlerden de önce Orta Asya’dan başlayıp dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmıştır. Gittiği coğrafyalarda oradaki toplumlarla alışveriş içinde bulunmuş, farklı din, yazı, hayat şartlarını benimsemiştir.

     İtil Bulgarları (Müslümanlığı benimseyen ilk Türkler) ve ardından Karahanlı Devleti ile devam eden İslamiyet’e geçiş Türk toplumuna birçok varlık katmıştır. İslami kültürle Türk kültürü arasında birbirine sürtüşen konularda halk bazen birini bazen diğerini kabul etmiştir. Yukarıda saydığımız özelliklerden bazılarını İslamiyet ne kadar kabul etmese de Türk toplumu yüzyıllardır bu gelenek ve davranışları yapmaya devam etmektedir. Bu davranışlar bizim İslami bir toplum olmadığımız anlamına gelmemekle beraber iki kültürün de halen devam ettiğinin bir göstergesidir.

     Halkın yaptığı bu davranışların kökeni şu an bilinmemekte olup bunlar gelenek görenek diye adlandırılıyor. Ancak bunların gelenek olma sürecinin ve nereden çıktığının halk tarafından –bence- bilinmesi, Türk toplumuna ait bu gibi özelliklerin kaybolmaması için insanların bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

  1. Saadettin GÖMEÇ, Şamanizm ve Eski Türk Dini, Berikan Yayınevi, Ank., 2011, s. 4
  2. Fuzuli BAYAT, Ana Hatlarıyla Türk Şamanlığı, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2006, s.133
  3. Abdülkadir İNAN, Eski Türk Dini Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1976, s.34
  4. Ahmet Yaşar OCAK, Alevi ve Bektaşi İnançların İslam Öncesi Temelleri, İletişim Yayınevi, 2002, s.122
  5. Muharrem KAYA, Mitolojiden Efsaneye, Bağlam Yay. İstanbul, 2007, s.63
  6. Muharrem KAYA, a.g.e. s.64
  7. İbrahim Kafesoğlu, Eski Türk Dini, s46-47.
  8. Muharrem KAYA, a.g.e. s.68
  9. Abdülkadir İNAN, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Türk Tarih Kurumu, Anakara, 1954, s.169
  10. Abdülkadir İNAN, a.g.e. s.189
Paylaş
Yusuf Aras Hakkında 5 Yazı
İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu, Eski Türk Dili ve Orta Asya Türk Tarihi konularında okumayı ve araştırmayı seven bir Beşiktaş sevdalısı...

İlk yorum yapan siz olun.

Bir Cevap Yazın